Turkish Studies, cilt.15, sa.4, ss.1227-1237, 2020 (TRDizin)
COVID-19 pandemi krizi, toplum içinde bireylerin etkileşim şekillerinden, günlük yaşam pratiklerine
kadar pek çok alana etki ederek küresel anlamda ekonomik, kültürel ve sosyal değişime neden olmuştur.
COVID-19 virüsünün yayılmasının önüne geçmek için alınan sokağa çıkma kısıtlama önlemleriyle başlayan
sosyal izolasyon, gündelik yaşamın seyrini değiştirerek toplumsal yapı içinde birçok kurumun doğasında
değişim ve dönüşüme yol açmıştır. Kamusal ve özel alanda meydana gelen bu değişim ve dönüşümler,
kuşaklararası etkileşim düzenini de yeniden şekillendirmiştir. Diğer yaş gruplarına nazaran 65 yaş üstü
bireylerin COVID-19 virüsü nedeniyle yaşamını kaybetme oranının daha yüksek olması, bu süreçten etkilenen
en dezavantajlı yaş grubunun yaşlı bireyler olmasına zemin hazırlamıştır. COVID-19 öncesi dönemde
dışlanma, yoksulluk, yalnızlık ve ayrımcılık gibi sorunlarla karşı karşıya olan yaşlı bireyler; bu süreçte sosyal
ve fiziki izolasyon ile birlikte toplumun diğer fertleri tarafından daha keskin ve şiddetli ayrımcı tutum ve
davranışlara maruz bırakılıp ötekileştirilmişlerdir. Bu tutum ve davranışlar, yaşlı bireyleri topyekün tahakküm
altına alan söylemsel olan ve söylemsel olmayan pratikleri kapsayarak yaşlı ayrımcılığını pekiştirmekte ve
yeniden üretmektedir. Bu çerçevede bu çalışma; Türkiye’de COVID-19 pandemisi kapsamında, 65 yaş üstü
bireylere yönelik kronolojik yaşı temel alarak uygulanan dışarı çıkma kısıtlamalarının kuşaklararası etkileşim
ve yaşlı ayrımcılığına etkisini Michel Foucault ve Pierre Bourdieu perspektifinden bakarak iktidar, tahakküm
ve söylem üçgeni üzerinden ele almayı amaçlamaktadır.