TÜRK-İSLÂM MİMARİ SANATINDA KOZMİK BELLEK; TAŞA YAZILAN HİKMET, IŞIĞA YANSIYAN METAFİZİK


Creative Commons License

Özkul K.

Türkiye ve Dünyada Mimarlık, Dr.Öğr.Üyesi Şerife ÖZATA, Editör, YAZ Yayınları, Adıyaman, ss.222-249, 2025

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Mesleki Kitap
  • Basım Tarihi: 2025
  • Yayınevi: YAZ Yayınları
  • Basıldığı Şehir: Adıyaman
  • Sayfa Sayıları: ss.222-249
  • Editörler: Dr.Öğr.Üyesi Şerife ÖZATA, Editör
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Adresli: Evet

Özet

Türk-İslâm mimari sanatı, yeryüzündeki mekânın yalnızca fiziksel bir kabuk olmadığını; aynı zamanda evrenin düzenini, insanın varlık anlayışını ve kültürel sürekliliği taşıyan sembolik bir birim olduğunu gösteren en köklü estetik disiplinlerden biridir. Tarihsel süreç boyunca gelişen mekânsal düzenlemeler, ışığın hareketine, gölgenin ritmine ve geometrinin matematiksel kesinliğine dayanan bütüncül bir kozmoloji anlayışı ile şekillenmiştir. Bu bağlamda Türk-İslâm mimarisi, yalnızca tarihsel bir sanat üretimi olarak değil, kozmik düzenin, metafizik hakikatin ve kültürel hafızanın mekânda vücut bulduğu çok katmanlı bir anlam alanı olarak değerlendirilmektedir. Mimari yapıların, insanın evrendeki konumuna ilişkin kadim kavrayışları hem biçimsel hem de sembolik düzeyde yansıttığı çeşitli araştırmalarda vurgulanmıştır. Bu çerçevede Türk-İslâm mimarisi, kozmik bellek ile kültürel sürekliliğin kesiştiği bir temsil alanı oluşturur; mekân, fiziksel bir yapı olmanın ötesine geçerek tarihsel, ruhsal ve kültürel anlamların taşıyıcısına dönüşür. Göğe yazılan dua, taşa işlenen hikmet ve ritüel düzenlemelerle şekillenen estetik bütünlük, bu mimari geleneğin ruhunu belirleyen temel unsurlardır. Işık ve gölgenin mekân içindeki ritmik hareketi, mimariyi salt estetik bir yüzey olmanın ötesine taşıyarak metafizik bir idrakin görünür hâli hâline getirir. Bu ritmik düzen, varlık-yokluk ve zahir-batın gibi ontolojik karşıtlıkların mekânsal karşılıklarını üretirken; kubbe mimarisi, mukarnas sistemleri ve geometrik tezyinat programları da İslâm düşüncesinin evrene dair bütüncül tasavvurunun fiziksel izdüşümleri olarak değerlendirilir. Böylece mimari, kozmik düzenin yeryüzündeki yankısı hâline gelir ve “mekânın ruhu”, kullanıcıyla kurduğu dinamik ilişki üzerinden sürekli yeniden şekillenir. Sanatın kültürel hafıza oluşumundaki belirleyici rolü göz önüne alındığında, Türk-İslâm mimarisi ve süsleme sanatları toplumsal kimliğin inşasında güçlü bir görsel hafıza alanı sunar. Assmann’ın kültürel hafıza kavramsallaştırmasına göre toplumsal süreklilik, maddi ve sembolik taşıyıcılar aracılığıyla varlığını sürdüren dinamik bir yapıya dayanır. Doğu sanatında taş mimarisi, geometrik motif düzenleri ve kozmik referanslı estetik anlayış, bu kültürel belleğin en görünür ve en kalıcı biçimde somutlaştığı alanlar arasında yer alır. Mimari yapılarda ışık ve gölgenin bilinçli kullanımı, mekânın duyusal algısını dönüştürerek fiziksel olduğu kadar anlam yüklü bir deneyim alanı oluşturur. Norberg-Schulz (1980), ışık-gölge düzenini “yerin ruhunu görünür kılan araç” olarak tanımlayarak bu estetik unsurun mekânın kimliğini belirleyici gücüne dikkat çeker.