Dı̇ssosı̇yasyon ile Kompleks ve Kümülatı̇f Travmaların Klı̇nı̇k ve Adlı̇ Değerlendı̇rme Süreçlerı̇nde Etı̇k ve Profesyonel İlkeler


Creative Commons License

Öztürk E., Derin G., Erdoğan B.

VII. TURKCESS Uluslararası Eğitim ve Sosyal Bilimler Kongresi, Güzelyurt, Kıbrıs (Kktc), 1 - 03 Eylül 2021, ss.125-130, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Güzelyurt
  • Basıldığı Ülke: Kıbrıs (Kktc)
  • Sayfa Sayıları: ss.125-130
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Adresli: Evet

Özet

Travmatize ve dissosiye bireyler, erken yaşta başlayan kronik olumsuz yaşam deneyimlerinin ya da kompleks vekümülatif travmaların etkileriyle parçalara ayrılmış olan bilinç, bellek, kimlik ya da çevreyi algılama işlevlerinin reentegrasyonlarını gerçekleştirebilmek adına hem kendilerine hem de dünyaya ilişkin daha “holistik” bir pers- pektife ulaşmak ve dinamik doğalı optimal ruhsal dengelerini geri kazanmak için yoğun çaba göstermektedirler. Öztürk, dissosiyasyonu, “insanlık tarihinden bugüne kadar olan geniş bir uzamda birbirine koşut fonksiyon dina- mikleri bulunan hem uyumsal hem de patojen ruhsal etkilerini komplike ve kaotik bir süreçte göstermeye devam eden hatta aktüel hayatta travmatik yaşantılarla başa çıkmaya ve bu yaşantıları tolere edebilmeye imkan sağlayan son derece olağan yaşam deneyimleri” olarak tanımlamaktadır. Kompleks ve kümülatif travmalar sonrası gelişen travma sonrası stres bozukluğu ve dissosiyatif bozuklukların klinik ve adli değerlendirme süreçleri bu psikiyatrik hastalıklara özgü etik ve profesyonel ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilmelidir. Bu eksende alanında uzman ve travma vakaları konusunda tecrübeli psikiyatristlerin, adli tıpçıların, klinik ve adli psikologların, psikotravmato- loji odaklı yöntem ve yaklaşımları kullanmaları temel bir gerekliliktir. Bu süreçte her travma uzmanı için normal bellek ile travmatik bellek arasındaki farklılıkların bilinmesi şarttır. Normal bellek sözel, öyküsel ve kronolojikken, travmatik bellek ise duyusal, parçalı ve beden belleği olarak işlev görmektedir. Klinik ve adli görüşmelerde, travma vakalarının büyük bir kısmı yaşadığı olayları anlatma konusunda isteksizken geride kalan kısmı ise bu anılarını bir uzmana oldukça kolaylıkla anlatabilirler. Bu durumun fark edilmesi; adli bilimciler, hukukçular ve psikoterapistler için hem bu travma ve dissosiyatif bozukluk vakalarından klinik ve adli görüşmelerde doğru bilginin alınabilmesi hem de tanı ve tedavi adına olası malpraktis davaları açısından büyük bir önem taşımaktadır. Travma ile ilişkili tüm psikiyatrik tanı gruplarının klinik ve adli görüşmeleri sır saklama yükümlülüğü, empati ve güven çerçevesinde profesyonel bir mesleki tutumla gerçekleştirilmelidir. Ayrıca olası bir hukuksal ihtilaf yaşanmasına yönelik olarak bu adli ve klinik görüşmelerdeki tanı ve tedaviye ilişkin verilerin yanı sıra gerçekleştirilen psikometrik değerlendirmeler de mutlaka profesyonel ve etik ilkeler çerçevesinde kaydedilmelidir.

Anahtar Kelimeler: Travma; dissosiyasyon; klinik değerlendirme; adli değerlendirme; etik; psikotravmatoloji; kompleks ve kümülatif travma