Amaç: Ceza infaz kurumları, zorlu şartlara sahip dinamik
yaşam alanlarıdır. Türkiye’de duygusal emek, kamu ve özel sektörde
farklı alanlarda çalışılmış olmasına rağmen duygu yönetiminin zorlayıcı
olabildiği, personelin mahpuslarla yüz yüze etkileşim içinde olduğu cezaevlerinde daha önce incelenmemiş bir kavramdır. Bu çalışmada, infaz
ve koruma memurları örnekleminde duygusal emek ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Araştırmaya, İzmir’de bulunan 5 farklı özellikteki ceza infaz kurumunda
görev yapan toplam 401 kişi katılmıştır. Çalışmada, bilgilendirilmiş
onam, demografik form, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Duygusal
Emek Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler, istatistiksel yöntemlerle
incelenmiştir. Formlar incelendiğinde, eksik veriler analizden çıkartılmış, sonuç olarak 280 kişinin yanıtı analizlerde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmada, katılımcıların çoğunluğunu 26-32 yaş arasında
(%44,6), erkek (%75,7), evli (%68,6), lisans mezunu (%48,6), çocuk ve
gençlik kapalı ceza infaz kurumunda çalışan (%22,1), 1-5 yıl arasında iş
deneyimine sahip bireyler oluşturmaktadır. Duygusal emek davranışı
ile kişisel değişkenler arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Bununla
birlikte yapılan araştırma sonucunda, tükenmişlik düzeyleri incelendiğinde cinsiyet, yaş, eğitim durumu, çalışılan kurum tipi arasında anlamlı
farklılığa rastlanılmamıştır. Ancak medeni durum ve katılımcıların iş deneyimleri arasında anlamlı farklılık görülmüştür. Sonuç: İzmir ceza
infaz kurumlarında çalışan personelin duygusal emek ve tükenmişlik
düzeyleri incelendiğinde, duygusal emek davranışı cinsiyet, yaş, medeni
durum, eğitim durumu, çalışılan kurum tipi ve katılımcıların iş deneyimi değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Tükenmişlik değerleri, medeni durum ve iş deneyimi
değişkenlerinde anlamlı olarak farklılaşmıştır
Objective: Correctional institutions are dynamic living
spaces with tough conditions. Although there have been researches on
emotional labor in different areas of public and private sector in Turkey,
it is an unexamined concept in prisons where emotion management
might be challenging. The aim of this study is to examine the levels of
emotional labor and burnout within the prison officers who interact with
prisoner face to face. Material and Methods: A total of 401 people
working in 5 different prisons in İzmir participated in the study. Informed consent, demographic form, Maslach Burnout Scale and Emotional Labor Scale were used in the study. The obtained data were
analyzed with statistical methods, missing data were removed from the
analysis and as a result, 280 people were evaluated in the analysis. Results: The majority of the participants in the study were between the
ages of 26-32 (44.6%), male (75.7%), married (68.6%), undergraduate
(48.6%), working in juvenile and youth closed prison (22.1%) with 1-
5 years of work experience. There was no significant difference between emotional labor and personal variables. Although when the
burnout levels are examined, according to studies results, there is no
significant difference within gender, age, educational status and institution. There was a significant difference between burnout levels and
participants' marital status and work experience. Conclusion: When
the emotional labor and burnout levels of the personnel working in
İzmir penal institutions are examined, the emotional labor behavior
does not differ significantly statistically according to the variables of
gender, age, marital status, educational status, institution and work experience. Burnout differed significantly in the variables of marital status and work experience.