İnsana Ait İskelet Kalıntılarından DNA Teknolojisi İle Kimlik Tespiti


Çavuş Yonar F.

Adli Genetik Uygulamaları, Prof.Dr.Emel Hülya Yükseloğlu, Editör, Istanbul University-Cerrahpaşa University Press (IUC University Press), İstanbul, ss.56-73, 2024

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2024
  • Yayınevi: Istanbul University-Cerrahpaşa University Press (IUC University Press)
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Sayfa Sayıları: ss.56-73
  • Editörler: Prof.Dr.Emel Hülya Yükseloğlu, Editör
  • İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Adresli: Evet

Özet

Kemik ve diş gibi sert dokular, farklı çevresel koşullara dayanıklı olması ve uzun yıllar korunabilmesi nedeniyle hem adli vakalarda hem de arkeolojik kalıntıların genetik analizlerinde en iyi DNA kaynaklarıdır. Alınma şekli, yapısal durumu ve çevresel etkiler ile kontaminasyona oldukça açıktırlar. Bu tür örneklerin DNA temelli kimliklendirme çalışmalarında kontaminasyondan kaçınmak için sıkı önlemler alınmalıdır. Elde edilen DNA’nın çoğaltılma aşamasında topraktan kaynaklı inhibitörlerin varlığı analizleri olumsuz etkilemektedir. DNA izolasyon aşamasında bu inhibitörlerin uzaklaştırılması sonuçların başarısı açısından önemli bir detaydır. Bununla birlikte, oldukça küçük parçalara ayrılmış ve degrade DNA molekülünün kalitesinin ve miktarının özel yöntemlerle belirlenmesi gerekmektedir. İskelet kalıntılarından DNA analizi ile genetik kimliklendirmede uygulama kolaylığı, yüksek ayrım gücü ve degrade örneklerdeki başarısı nedeniyle otozomal ve gonozomal STR’ler (Short Tandem Repeat) kullanılır. Elde edilen DNA ile yapılan kriminal amaçlı genetik analizlerde, gen kodlamayan otozomal STR bölgeleri ile kişilerin genetik kimlikleri belirlenmekte, gonozomal STR bölgeleri ile soybağı tespiti yapılmaktadır. Özellikle felaket kurbanlarının ve savaş mağdurlarının kimliklerinin belirlenmesi ve yaşayan akrabaları ile karşılaştırılarak teslim edilmesi, sosyal ve hukuki açıdan önemlidir. Adli bilimler açısından çok önemli ve bir o kadar da zor konularından biri olan iskelet kalıntılarından DNA bazlı kimliklendirme de kullanılan yöntemler bölüm kapsamında irdelenmektedir. Gerek mordern DNA gerekse antik DNA bazlı kimliklendirme çalışmalarının nasıl yapılması gerektiği, dikkat edilmesi gereken noktalar, darboğazlar ve çözüm önerileri ele alınmaktadır. İnsana ait iskelet kalıntılarının DNA temelli kimliklendirilmesinde kullanılan deneysel metodlar güncel bilgiler ışığında sunulmasına gayret edilmiştir. Bölümün adli genetik bilimine ilgi duyan herkes için faydalı ve ufuk genişletici olması temennisi ile. 

Being resistant to different environmental conditions and well preserved for long time, hard tissues like bone and teeth have been used as the best DNA resource for analyzing on forensic cases and archeological remains. This biological samples, which is old enough, is highly susceptible to contamination due to the way it was collected, its structural state and environmental influences. The presence of soil-derived inhibitors during the amplification phase of the DNA obtained negatively affects the analysis. Removal of these inhibitors at the DNA isolation stage is important for the success of the results. However, the quality and quantity of the degraded DNA molecule should be determined by special methods. Autosomal and gonosomal STRs that are used for DNA identification because of their properties such as ease of application, having a high discrimination of power and success on degraded samples. In genetic analysis of the DNA obtained for criminal purposes, the genetic identity of individuals is determined with non-gene-coding autosomal STR regions and genealogy is determined with gonosomal STR regions. The methods used in DNA-based identification from skeletal remains, which is one of the most important and difficult subjects in forensic sciences, are examined within the scope of the chapter. Both mordern DNA and ancient DNA-based identification studies, points to be considered, bottlenecks and solutions are discussed. Experimental methods used in DNA-based identification of human skeletal remains are presented in the light of current knowledge. We hope that the chapter will be useful and horizon-expanding for everyone interested in forensic genetics.