HIV/AİDS KONGRESİ , Antalya, Türkiye, 14 - 19 Kasım 2019, ss.45, (Özet Bildiri)
Amaç: Ülkemizde artan HIV epidemisi ile birlikte özellikle son yıllarda bu olgularda sifiliz ko-enfeksiyonunda artış olduğu dikkatimizi çekmiştir. Bu nedenle çalışmada kliniğimizde takip edilen HIV-sifiliz ko-enfekte olguların retrospektif olarak incelenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Bu çalışmada 2005-2019 yılları arasında İÜ-C, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD kliniğinde takip edilen HIV ile enfekte 852 hastanın dosyası tarandı.
Bulgular: Poliklinik takibi yapılan 852 hastanın 55’inin (%6,45) sifiliz ile ko-enfekte olduğu görüldü. Bu olguların hepsi erkekti. Yaş ortancası 33 (minimum 21, maksimum 67) idi. Değerlendirilen olguların 24’ünün MSM olduğu görüldü. Hastaların HIV tanısı aldıklarında ortalama CD4+ T hücre sayısı 410,04 ±222,68; sifiliz tanısı aldıklarındaki ortalama CD4+ T hücre sayısı 471,15 ±277,48 (minimum 15, maksimum 1184) idi. Bu hastalardan 9’unun CD4+ T hücre sayısı <200 hücre/mm3 saptandı. Sifiliz tanısı aldıkları sırada bakılan HIV RNA 18 olguda saptanamayacak düzeyde, 26 tanesinde >100000 kopya/mL, 16 tanesinde <100000 kopya/mL idi.
Çalışma grubuna dahil edilen 55 hastanın 32’sine sifiliz ve HIV tanısı aynı anda konulduğu ve 14 yıllık dönemde bu hastalarda 60 sifiliz atağı saptandığı gözlendi. Sifiliz atakları ayrıntılı incelendiğinde 6’sı primer, 24’ü sekonder, 25’i latent sifiliz olarak değerlendirilirken 3 atak nörosifiliz olarak değerlendirildi ve bunların ikisine oküler tutulum eşlik etmekteydi. İki atak da salt oküler sifiliz olarak değerlendirildi. Ellibeş hastanın üçünde 1 kez, birinde 2 kez olmak üzere 5 re-enfeksiyon izlendi. Merkezimizde takipleri sırasında re-enfeksiyon gelişen bu olgular dışında 6 hasta daha önceki yıllarda dış merkezde sifiliz tanısı alıp tedavi olduklarını belirtti, bunlardan sadece birinde o dönem HIV tanısı biliniyordu.
Primer sifiliz olarak değerlendirilen altı olgudan 4’ünde glans peniste, 1’inde uvulada, 1’inde dilde şankr saptandı. Sekonder sifiliz olarak değerlendirilen 24 olgunun 23’ünde vücutta yaygın makulopapüler döküntü saptanmış olup bunlardan 11’inde döküntü el ayası ve ayak tabanında da görüldü. Altı hastada saç, kaş, sakal dökülmesi döküntüye eşlik etmekteydi. Nörosifiliz tanısı alan olguların hepsinde başvuru nedeni görme bulgularıydı.
Sonuç: Çalışmamız sifiliz ko-enfeksiyonunun HIV ile enfekte kişilerde artan bir sorun olduğunu göstermektedir. Saptanan re-enfeksiyonlar bu kişilerin cinsel açıdan riskli davranışlarını sürdürdüklerini düşündürmektedir. Bu bakımdan kılavuzların da belirttiği üzere tüm HIV ile enfekte kişiler sifiliz açısından taranmalı ve riskli grupta yıllık taramaya devam edilmelidir. Cinsel ilişki sırasında korunmanın önemi her vizitte hatırlatılmalıdır. Sifiliz olgularıyla sık karşılaşan dermatoloji, üroloji, oftalmoloji dallarında çalışan hekimler HIV taraması konusunda eğitilmelidir.