74.Türkiye Jeoloji Kurultayı , Ankara, Türkiye, 11 - 15 Nisan 2022, cilt.1, sa.74, ss.318, (Özet Bildiri)
İstanbul Boğazının Asya ve Avrupa yakaları Paleozoyik’ten Kuvaterner’e kadar uzanan bir yaş konağında geniş bir jeoçeşitliliğe sahiptir. Erken Miyosen dönemi ve sonrasında bu bölgede silisleşmiş ağaçlar görülmeye başlar. Trakya bölgesinde Geç Oligosen (?) – Erken Miyosen aralığında meydana gelen sıkışma hareketleri sonucunda gelişen karasallaşma ve peneplenleşme sürecinde oluşan İstanbul Formasyonu’nun Kıraç üyesi içinde farklı boyutlarda, çoğunlukla köşeleri aşınmış silisleşmiş ağaçlar görülür. İstanbul civarında Jeolojik miras özelliği taşıyan birçok jeolojik malzeme son 30 yıldaki yapılaşma sonucunda ya yok olmuş ya da ciddi zarar görmüştür. Silisleşmiş ağaçlar da ya tahrip edilmiş ya da koleksiyon malzemesi olarak araziden toplanmıştır. Taşınamayacak kadar büyük olan parçalar ise küçük parçalara bölünerek taşınmış veya moloz olarak atılmıştır.Ancak bu silisleşmiş ağaç örneklerinden biri Beylikdüzü’nde zarar görmeden günümüze kadar gelmeyi başarmıştır. Uzunluğu 3,5 m, çapı ise 160 cm kadardır. Ağacın ortası deliktir ve deliğin çapı 35-40 cm arasında değişmektedir. Bu fosil ağaç, Mammea L olarak adlandırılan bir cinsin atası (Mammeoxylon Y.Lemoigne) olarak tespit edilmiştir. Günümüzde tropik ve subtropik bölgelerde 70 kadar türü bulunan bu cins, Afrika ve Amerika’da yaşamaktadır. Ülkemizde ise doğal hiçbir türü yoktur ve bu fosil ağaç bu cinsin ülkemizdeki ilk fosilidir. Bu ağacın varlığı, 23-25 milyon yıl önce bu bölgede tropik-subtropik koşulların yaşandığının bir göstergesidir. Bu jeolojik miras öğesinin zarar görmemesi bir arsa içinde dikkati çekmeyecek bir şekilde gömülü olmasına bağlanabilir. Ancak fosil ağacın günümüze kadar zarar görmemesinin gerçek nedeni kültürel bir geleneğe dayanmaktadır. Fosil ağaç yüzlerce yıl bir dilek taşı olarak kullanılmıştır. Osmanlı arşivlerinde ağacın bu özelliğine ait kayıtlar bulunmaktadır. Para atarak dilek dilemenin yanı sıra, çaput bağlamak, mum yakmak veya delik olan ağacın içinden çocukları geçirirken dilekte bulunmak, çok yakın zamanlara kadar uygulanmıştır. Bu örnek bir jeolojik miras öğesinin korunması için yerel kalkınmaya destek olması veya kültürel bir inancın parçası olması gerektiğinin etkileyici bir örneğidir. Jeolojik veya kültürel miras öğelerinin yerinde korunarak sergilenmesi en doğru uygulamadır. Ancak ağacın bulunduğu arsada inşaat çalışmalarının başlaması, ağacın yerinden alınarak daha korunaklı bir yere taşınması zorunluluğunu doğurmuştur. Bir proje hazırlanarak fosil ağaç bulunduğu yerden alınarak Beylikdüzü Belediyesi Atatürk Kültür Merkezinde hazırlanan platformda ziyarette açılmıştır. Bu çalışma Türkiye’de bir jeolojik miras öğesinin bir belediye tarafından korunmaya alındığı ilk çalışma olma özelliğini de taşımaktadır. Bu bildiride fosil ağacın bulunmasından korunmaya alınmasına kadar geçen süreçler sunulacak ve jeolojik miras olarak toplumun yararına nasıl kullanılacağı tartışılacaktır.
The Asian and European sides of the Bosphorus are bearing a wide geodiversity ranging in age from Paleozoic to Quaternary. During and after the Early Miocene, silicified trees begin to appear in this region. Silicified trees of different sizes, mostly with rounded corners, are seen in the Kıraç member of the Istanbul formation, which wasformed during the continentalization and peneplainization processes in the Thrace region. These processes occured as a result of compressional movements in the Late Oligocene (?) - Early Miocene interval in this region. Many geological items from the İstanbul area that have the characteristics of a geological heritage either disappeared or seriously damaged as a result of the constructional activities in the last 30 years. Silicified trees were either destroyed or collected from the field as collection material. Pieces that were too large to be moved were divided into small pieces and moved or discarded as rubble. However, one of these silicified wood samples in Beylikdüzü has survived to the present day without any damage. I ts length is 3.5 m, and its diameter is around 160 cm. The middle of the tree is hole, and the diameter of the hole varies between 35-cm. This fossil tree has been identified as the ancestor of a genus called Mammea L (Mammeoxylon Y.Lemoigne). Today, this genus, which has about 70 species in tropical and subtropical regions, lives in Africa and America. There are no natural species in our country, and this fossil tree is the first fossil of this genus in our country. The existence of this tree is an indication that in this region tropical-subtropical conditions were experienced 23-25 million years ago. The fact that this geological heritage item was not damaged can be attributed to the fact that it is inconspicuously buried within a plot. However, the real reason why this fossil tree has not been damaged until today is based on a cultural tradition. The fossil tree has been used as a wishing stone for hundreds of years. There are records of this feature of the tree in the Ottoman archives. In addition to making wishes by throwing coins, wishing by tying rags, lighting candles or passing children through the hole has been practiced until recent times. This is an impressive example of a good preservation of a geological heritage if it supports local development or if it is apart of a cultural belief. It is the best practice to preserve and to exhibit a geological or cultural heritage item in situ. However, construction works in thefield where the tree is located, maked it necessary to move and transport it to a more sheltered place. A project was prepared and the fossil tree was taken from its location and placed on a platform in Beylikdüzü Municipality Atatürk Cultural Center. This study is the first study in Turkey, where a geological heritage item was protected by a municipality. In this paper, the processes from the discovery of the fossil tree to its protection will be presented and how it will be used for the benefit of the society as a geological heritage will be discussed