Üniversite Ögrencilerinde Çocukluk Çağı Travmaları ile Duygusal Tepkisellik, Kendine Zarar Verme Davranışları, Dissosiyasyon ve Benlik İkilemi Arasındaki İlişkinin İncelenmesi


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü, Sosyal Bilimler Anabilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: KAMALA KHALINBAYLI

Danışman: Erdinç Öztürk

Özet:

Bu araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ile duygusal tepkisellik, kendine zarar verme davranışları, dissosiyasyon ve benlik ikilemi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın evreni, 2020-2021 ve 2021-2022 eğitim ve öğretim yıllarında İstanbul’da lisans eğitimine devam eden üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, 2020-2021 ve 2021-2022 eğitim ve öğretim yıllarında İstanbul’daki devlet ve vakıf üniversitelerinde 18 yaşından büyük 987 lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi ve Görüşme Formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Duygusal Tepkisellik Ölçeği, Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri, Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği ve Benlik İkilemi Ölçeği kullanılmıştır. Uygulamalar hem yüz yüze hem de online olarak gerçekleştirilmiş olup 737 katılımcı sosyal medya platformları (Facebook, WhatsApp, Instagram ve mail grupları) aracılığıyla Google Formlar kullanılarak çalışmaya dahil edilmiş; 250 kişinin uygulamaları ise yüz yüze tamamlanmıştır. Bağımsız örneklemler t-testi ve Mann-Whitney U testi sonuçları incelendiğinde Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği toplam puan ortalaması 30 ve üzeri olan katılımcıların Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği toplam puanı ile duygusal istismar, fiziksel istismar, duygusal ihmal ve cinsel istismar alt boyutları toplam puanlarının, Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği toplam puan ortalaması 30’un altında olanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği toplam puan ortalaması 30 ve üzeri olan üniversite öğrencilerinin duygusal tepkisellik, kendine zarar verme davranışları ve benlik ikilemi düzeyleri, Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği toplam puan ortalaması 30’un altında olanlara göre daha yüksektir. Çok tip travma bildiren katılımcıların duygusal tepkisellik, kendine zarar verme davranışları, dissosiyatif yaşantılar ve benlik ikilemi düzeyleri, tek tip travma bildirenlere göre istatistiksel açıdan daha yüksektir. Katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile duygusal tepkisellik, kendine zarar verme davranışları, dissosiyatif yaşantılar ve benlik ikilemi düzeyleri arasında istatiksel açıdan pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Kendine zarar verme davranışı gösteren katılımcıların Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği toplam puanı ile duygusal istismar, fiziksel istismar, fiziksel ihmal, duygusal ihmal ve cinsel istismar alt boyutları toplam puanlarının kendine zarar vermeyenlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kendine zarar verme davranışı gösteren katılımcıların duygusal tepkisellik, dissosiyatif yaşantılar ve benlik ikilemi düzeylerinin kendine zarar vermeyenlere göre daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Duygusal istismar bildiren katılımcıların duygusal tepkisellik, kendine zarar verme davranışları, dissosiyatif yaşantılar ve benlik ikilemi düzeylerinin duygusal istismar bildirmeyen katılımcılara göre istatiksel açıdan daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak çocukluk çağı travmalarının; duygusal tepkisellik, kendine zarar verme davranışları, dissosiyatif yaşantılar ve benlik ikilemi üzerinde önemli bir etiyolojik faktör olduğu anlaşılmaktadır. Modern psikotravmatoloji ilkeleri ve dissoanaliz kuramı temel alınarak gerçekleştirilen bu çalışma çocukluk çağı travmaları ile duygusal tepkisellik, kendine zarar verme davranışları, dissosiyatif yaşantılar ve benlik ikilemi arasındaki ilişkinin incelendiği ilk araştırmadır. Çocukluk çağı travmalarının bireyler ile toplumlar üzerindeki örseleyici ruhsal etkilerinin dissoanalitik bir yaklaşımla nötralize edilmesi adına travmatik yaşantıları önleme stratejileri geliştirilmesiyle birlikte “Doğal ve Rehber Ebeveynlik Stili”nin ebeveynler tarafından hem benimsendiği hem de uygulandığı fonksiyonel aileler oluşturmaya yönelik psikotoplumsal müdahalelerde bulunulması, sağlıklı ve entegre bir yeni neslin oluşumuna öncülük etmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.