Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: Dr.Beyza Zeynep Seçkin
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): İsmet Kırpınar
Eş Danışman: Muhammed Emin Boylu
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:
Obsesif
kompulsif bozukluk (OKB); obsesyon ve/veya kompulsiyonların bulunduğu
çoğunlukla süreğen, bazen epizodik seyir gösteren, kişinin işlevselliğinde ve
yaşam kalitesinde azalmaya yol açan heterojen bir ruhsal bozukluktur. Obsesyon
(saplantı) irade dışı gelen, tekrarlayan, girici (intruziv) nitelikte olan ve kişide
bunaltıya neden olan düşünce, imge ya da dürtülerdir. Kompulsiyon (zorlantı) kişinin
katı kurallarla yapmaya zorlanmış hissettiği, istenç dışı tekrarlayıcı
davranışsal ya da zihinsel ritüellerdir (1).
Kompulsiyonlar başta obsesyonların oluşturduğu rahatsızlık hissini azaltmak,
nötrlemek için ortaya çıkarken sonrasında kompulsiyonların kendisi rahatsızlığa
yol açar (2).Yaşam
boyu yaygınlığı %2-3 olan obsesif kompulsif bozukluk dünya çapında fiziksel ve
zihinsel hastalıklar arasında en çok işlevselliği bozan on hastalıktan biridir (3, 4).
Yaygın görüş OKB’li bireylerin obsesyonları ve obsesyonların oluşturduğu
kaygıları hakkında mantıklı düşünebildikleri ve bunları anlamlı bulmadıkları
yönündedir. Bununla birlikte klinik gözlemler bir grup OKB’li kişilerin
semptomlarını aşırı ve mantıksız (egodistonik) bulmadıklarını göstermektedir (5).
İçgörü kavramı psikiyatri klinik
pratiğinde kişinin öznel psikopatolojik deneyimlerine karşı nesnel bakış
açısına sahip olabilme, hastalığını tanıma ve kabul etme kapasitesi olarak
tanımlanır (6).
OKB hastalarında iç görü kavramı tanımlandığı ilk dönemlerden beri
tartışılmaktadır. Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı (DSM) IV.
baskısında ilk kez “içgörüsü az” ifadesi
OKB sınıflandırılmasında yer bulmuşken, DSM’nin 5. baskısında içgörü düzeyi iyi
, kötü ve yok (sanrısal) olarak genişletilmiştir (7).
Hastaların obsesif kompulsif inançları konusunda içgörü eksikliği göstermeleri,
bu tür hastaların psikotik olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği
sorusunu gündeme getirmektedir (5).
İçgörüsü kötü ve içgörüsü yok (sanrısal) OKB hastaların, OKB spektrumuyla mı
psikotik bozukluklar spektrumuyla mı daha yakından ilişkilendirmesi gerektiği
konusu halen tartışılmaktadır.
Şizofreni
ve OKB hastalarının karşılaştırıldığı çalışmalarda farklılıkların yanısıra iki
hastalığın örtüşen taraflarının olduğu gösterilmiştir. Obsesyonlar, aşırı değer
verilmiş düşünceler ve sanrısal düşünce bozuklukları bu iki hastalıkta benzer
şekilde ortaya çıkabilmektedir (8).
İçgörünün bozulduğu OKB hastaları psikotik bozukluklar spektrumuna yaklaşır.
OKB’yi endofenotipler üzerinden ayırt etmek amacıyla yapılan çalışmalar,
içgörüsü az olan OKB’yi iyi içgörülü OKB’den ayrıştırabilmiştir. OKB’li
bireylerde yapılan MRI çalışmalarında içgörüsü az olan hastalarda daha fazla
beyin yapısı değişiklikleri saptanmaktadır. Bu çerçevede içgörüsü az olan bireylerin
nöropatolojik bakımdan OKB’nın farklı bir OKB alt kategorisi oldukları
belirtilmiştir.
Silik nörolojik belirtiler (SNB),
temelde nörogelişim yolculuğunda oluşan bir bozukluğa bağlı olduğu düşünülen ,
belirlenmiş bir beyin bölgesini ya da nörolojik bir sendromu işaret etmeyen,
görüntüleme yöntemleri ile saptanamayan belirtilerdir (9).
SNB, şizofreni başta olmak üzere OKB, bipolar bozukluk, DEHB, yaygın gelişimsel
bozukluklar gibi birçok psikiyatrik bozuklukta da çalışılmıştır. Şizofreni ve OKB
hastalarında da topluma oranla daha yüksek oranda görüldüğü gösterilmiştir (10).
. Karadağ ve arkadaşlarının yürüttüğü bir çalışmada içgörüsü az olan OKB’li
bireylerde silik nörolojik belirtilerin sıklığında artış olduğu gösterilmiştir (11).
Minör fiziksel anomaliler (MFA), intrauterin dönemde gelişen, kişide
ciddi kozmetik ve fonksiyonel bozukluğa yol açmadan hayat boyu varlığını
sürdüren silik morfolojik hatalardır (12).
Minör fiziksel anomalilerin görüldüğü anatomik yapılar sıklıkla baş, göz, saç,
kulak, ağız, eller ve ayaklardır. Beyin ile ortak embriyonik ektodermal yapıdan
gelişen bu anomaliler, fetüsün merkezi sinir sisteminin (MSS) gelişiminde bir
bozukluk olduğunu düşündürür. Minör fiziksel anomalilerin oluşumu ve beyin
gelişiminin önemli bir bölümü gebeliğin birinci trimesteri ve ikinci
trimesterin başlarında tamamlanmaktadır. Bu dönemsel ve kökensel açıdan örtüşme
dikkate alındığında minör fiziksel anomalilerin erken dönem nörogelişimsel
bozuklukların kanıtı olduğu ifade edilmiştir (13).
SNB ve MFA şizofreni hastalarında sağlıklı kontrollere göre yüksek sıklıkta
bulunmuştur (14).
Bu da şizofreninin nörogelişimsel hipotezine işaret etmektedir.
Çalışmamızda
amacımız içgörüsü kötü ve içgörüsü yok (sanrısal) OKB hastaları ile içgörüsü
iyi ve oldukça iyi olan OKB hastalarını silik nörolojik belirtiler ve minör
fiziksel anomaliler açısından karşılaştırmak, içgörünün bu belirti ve
bulgularla ilişkisini incelemek, OKB’nin biyolojik ve nörolojik temellerine
yönelik yeni bilgiler sunabilmek, tedavi başarısını artırmaktır.