Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje, BAP Araştırma Projesi, 2026 - 2029
yara iyileştirici ve dermal tedavi alanlarında önem kazanmıştır. Bitkisel ekstraktlar, sahip oldukları biyoaktif özellikleri ile cilt sağlığını destekleyen, serbest radikal oluşumunu engelleyen, yara iyileşmesini destekleyen ve yaşlanma belirtilerini geciktiren doğal ajanlar olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte, bu doğal bileşenlerin çoğu, epidermal bariyerin geçirgenliğini aşmakta zorlandıkları için dermal düzeyde sınırlı biyoyararlanıma sahiptir. Bu nedenle, bu aktif bileşenlerin ciltte hedeflenen bölgelere etkin biçimde taşınabilmesi için nanoteknolojik sistemlerin geliştirilmesi, etkinlik ve stabilite açısından kritik bir strateji oluşturmaktadır. Klasik in-vivo dermal testler, etik ve yasal kısıtlar, insan cildiyle sınırlı benzerlikleri nedeniyle epidermisin üç boyutlu yapısını ve bariyer bütünlüğünü taklit edere in-vitro epidermal modellerle yer değiştirmektedir. Bu modeller, hücre canlılığı, histolojik etkinlikler ve Filaggrin ekspresyonu ile epidermal bariyer özellikleri ile S. aureus üzerinde quorum sensing (QS)i biyofilm oluşumu mekanizmaları ve antimikrobiyal aktivitelerinin gen düzeyinde incelenmesine olanak sağlamaktadır. Önerilen proje, Medicago marina (deniz yoncası) bitkisinden elde edilen ekstraktın kozmesötik biyoaktivitesini HaCaT (epidermal keratinosit) ve PCS-201-012 (dermal fibroblast) hücrelerinde canlılık ve gen ekspresyonu (Filaggrin, Kolajen I, HAS3) analizleriyle hücresel düzeyde değerlendirilecek ve yara iyileştirici etkileri in-vitro çizik testi ile incelenmesini hedeflenmektedir. Ardından ekstraktların nanoteknolojik taşıyıcı sistemlerle (niozomal ve etozomal) dermal penetrasyon etkinliğini artırmayı ve geliştirilen formülasyonların oluşturulacak in-vitro epidermal modellerde penetrasyon, hücre canlılığı ve cilt bariyer özellikleri bakımından biyolojik etkinliğinin gen anlatımı düzeyinde incelenmesi amaçlamaktadır. Bulguların, Medicago marina ekstresinin nanoteknolojik olarak geliştirilmiş kozmesötik formülasyonlarda kullanılabilirliğini ve cilt biyolojisi üzerindeki potansiyel etkilerini ortaya koyarak, biyoteknoloji ve dermokozmetik alanlarında yenilikçi araştırmalara bilimsel temel oluşturacaktır.